‘Göç’ Kategorisi için Arşiv
Hurriyet- YB’ye yazdigim email
Bugun Hurriyet Gazetesi’nde kösesi olan Yalcin Bayer’in “Almanyalı Türkler dert küpü” baslikli yazisini okudum.
Sorun oldugu, Avrupa’da yasayan 5 milyon Turk’u kapsadigi acik. Buna kimse sasirmaz. Ama YB’nin yazisi aglamakli. 40 yildan beri yazarlar, siyasetciler tarafindan devam ettirilen edebiyat aynen tekrarlaniyor.
Yazik onlara, dislanmislar, vs vs… Yani artik uyanalim ve bu aglamakli, ezik ruh halinden cikalim.
Ben de hassas oldugum konulardan biri oldugu icin ve kendisi olaya yeni bi bakis acisi getirmedigi icin emaille Yalcin Bayer’e ilettim.
Iste onun yazisinin linki: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10862943.asp?yazarid=42
Iste benim yazdiklarim:
Almanya’daki ve Avrupa’daki Türkler ile ilgili yazinizi simdi okudum ve hayalkirikligina ugradim.
“Avrupa’da yabanci, Turkiye’de gurbetci – iki arada bir derede…”
Bu sozler artik 60′li yillarda kalmis olmali.
Eziklik duyarak, “asimile oluyorum eyvah”, “cocugumun Turkce’si ne olacak”,
“oglum Alman’la evlenecek”, “bizi adam yerine koymuyorlar” ve nice korku. Bu eziklik kac kusak daha devam edecek?
Danimarka’da bi kadinla tanistim. Ailesi 60′li yillarin basinda Konya’dan tasinmis. Daha dogrusu 10 yillik bir surecte butun köy
Türkiye’den buradaki 150bin kisilik bir sehre göc etmisler. Kendi 3 yasindan beri burada, Turkcesi kötü. Evlendigi adam aile birlesimiyle Konya’dan gelmis.
ve bir kelime Danca bilmiyor. Ögrenmiyor. Cocuklari, yani ucuncu kusak evde uydudan Turkce TV izliyorlarmis.
Burda kendilerini yabanci gibi hissediyorlarmis. Neden aileler cocuklarina bunu yapiyor? Cocuklari aci ceksin, okulda basarisiz olsun,
sosyallesmesin, cetelere uye olsun, entegre olmasin, donerci, manav yolunda devam etsin diye mi?
Gazateciler olarak gurbetci gordugunuz Alman, Belcika pasaportu tasiyan Turk asilli kisilere
“yazik size, sahipsizsiniz” diye acimak, kendine acima duygusu asilamak yerine, “guclu olun egitim alin,
dili mukemmel ogrenin, calisin, iyi isler bulun” diye motivasyon vermeniz daha dogru olmaz mi?
Bilgi caginda kendine acima/acindirma yerine yapacak cok daha fazla sey var!
Burda is bulmak isteyen Danimarkali masterini tamamlamak zorunda, Danca yaninda Ingilizce, hatta bir iki dil daha bilmek zorunda.
O zaman is bulup duzgun bir hayata sahip oluyor. Neden Turk genci bunlardan muaf tutulsun? O da calisacak.
Neden ailesi istiyor diye kendi sinif arkadasi Danimarkali kizla evlenmek yerine liseyi bitirip Sivas’tan bi kizla görücü usulu evlensin?
Sizin yazdiginiz yazi 60′li yillarda buralara göcen su anki dede’lerin agzindan yazilmis.
Kontrolu kaybettigini hisseden, kendine aciyan bir babanin sesini duyuyorum.
Oysa genclere farkli bir yazi yazmaniz lazim. Siz orda dogdunuz, oranin pasaportu, avantajlari var elinizde.
Kendinizi egitiminize adayin, calisin, cok calisin, zekanizla kisiliginizle on plana cikin, yeni bir kusaksiniz guclu olun demeniz lazim.
Yani Almanya’da Mark zamaninda aldiklari issizlik parasiyla gelip Turkiye’de guneyde yazlik alip, Alman pasaportuyla
gayet rahat yasayan insanlarimiz simdi rahat devri bitti diye uzulmemeliler. Aileler cocuklarina sistemden sikayet etme
yerine hayatta kalmanin durust ve calismaktan gecen zor yanini ogretmeliler.
Artik gencler bilgi’nin gucunun Turk asilli olmaktan, Bosnak ya da Polonyali asilli olmaktan daha buyuk oldugunu
kabul etmek zorundalar. Calismak zorundalar.
Degisime karsi direnmenin anlami yok. Yeni bir ulkeye tasinildiysa, oraya yerlesildiyse kendi kabugunun icinde
aci cekmenin anlami yok. Degismeyi gurur meselesi yapip dili ogrenmeden, sadece Turklerle Afganlarla arkadaslik kurup
orda mutlu olmanin imkani yok.
Gidin lutfen bir kez Pegasus’un Kopenhag-Istanbul ucagiyla seyahat edenlere bakin. Cogunluk en az 40 yilini Avrupa’da gecirmis gibi
mi gorunuyor yoksa inatla degisime direniyor gibi mi gorunuyor?
Ben buradaki Turklerin durumuna cogu zaman uzuldugum icin ama yapici olmayi sectigim icin bu yaziyi yaziyorum size.
Ben Danimarka’da 6 aydir yasiyorum, 28 yasindayim. Aile birlesimiyle geldim, esim Danimarkali ben de Izmir’liyim.
Memur cocugu oldugum halde burs kazanarak hem Bilkent’te hem de Fransa’da okuma sansim oldu.
Danimarka’da daha oturma iznim bile onaylanmadan cok hizli is buldum ve gayet iyi bir sekilde entegrasyon surecim devam ediyor.
Dil kursuna gidiyorum. Sinifimda Kübali, Cinli, Litvanyali, Yunan, Alman, Hindistan’dan gelen ve entegre olmak icin var gucuyla calisan arkadaslarim var.
Kurallar herkes icin esit. Herkes dili ogrenecek. Herkes elinden geleni yapacak. Ve yapiyor da. Kimse bana sen Turk’sun
buraya ait degilsin, calisamazsin demedi. Ben egitimin gucune, dil bilmenin gucune inaniyorum. Ve bunun yurtdisinda yasayan Turkler icin ilk onemli
adim oldugunu savunuyorum.
Yabanci
Bugun Sivas’tan Danimarka’ya goc etmis bir ailenin “kadin reisi”yle tanistim. Zeliha su an 36 yasinda ve henuz 5 yasindayken Horsens’a gelmis. Sonuc olarak 40 yildan beri Danimarka’ya tum akrabalari tasinmis. Turbanli. Jobcentre’da calisiyor. Uc cocugu var, en buyugu 21 yasinda. Yani daha 15 yasindayken ilk cocugunu dogurmus. Morten’in annesine ve Britte’e Turkce konusunda destek oluyor. Kendisi hic okulda Turkce ogrenmemis halbuki ve bildigi agir Sivas aksanli Turkce kulaktan dolma. Ancak issiz esi her gun evde cocuklarla oturdugu ve Turkce’den baska dil bilmedigi icin evde Turkce hakimmis. Gecenlerde DR1′de yayinlanan Sivas’tan gocu anlatan filmi izleyip izlemedigini sordugumda “hayir” dedi, “cocuklar bana Danimarka kanallarini izletmiyorlar ki!”. Demek ki evde Turk kanallari, atv, diziler, futbol maclari izleniyor. Sonra ekledi “biz burda yabanci gibiyiz, Turkiye’ye gidince orda da yabanci gibiyiz”. Ben ogle yemeginde bize davetli oldugu icin “evet-zor” demekle yetindim. Oysa, demek isterdim ki “sen cocuklarina biz yabanciyiz, burali degiliz dersen hicbir zaman entegre olamazsiniz ve Turkiye her zaman imaj problemi yasar”. Ona bir ders vermek, kulturle, dille, tam uyumla entegre olmaya calismazlarsa her zaman ekonomik ve sosyallesme problemleri yasayacaklarini anlatmak isterdim. Ama mumkun olmadi, ortamin gerginlesmesine sebep olmak istemedim. Bu kadar Polite olmaya gerek yok her zaman ama iste yine ogretemedim bi seyleri birilerine.
Ne aci ki Avrupa’da yasayan cogu Turk entegrasyonu taviz olarak goruyor hala. 40 yil sonra bile. Ve tum Sivasli akrabalar Danimarka’da kucuk bir ilde, Horsens’ta toplanmislar. Hayat ne ilginc olmali ilk buraya gelen kusak icin. Koyden ucaga binmeleri, gumrukten gecip ilk adim atislari buraya.. Ve hala genc kusaklarda o korkunun, o savunma mekanizmasinin izleri duruyor.
Babamin Giresunlu oldugunu soyleyince bana Horsens’a yeni gelen ve imam ve esinin de Giresunlu oldugunu soyledi. Gulumsedim ama bir gercek ki Danimarka’ya gelen ve insanlarin beyninde olumsuz dusunceler yaratip irkciliga, sosyal ayrimciliga sebep olan imamlarin nerden geldiklerinden cok bir an once geldikleri yere geri donmeleriyle ilgiliyim sanirim. Ve bunu soylememe imkan yoktu.
Konuyu degistreyim. Bugunlerde sasirdiklarim:
Evita fiminin, Antonio Banderas ve Madonnali olan, rock muzik kurgusunun berbat olmasi. Eva Peron’un genclik yillarinda neredeyse bir erkek avcisi gibi gosterilmesi, eger gerceklik payi varsa, Eva’nin oyle biri olmasi…. Arjantililer’demi Hollywood’un senaryo uyarlama ekibinde mi problem var…
Mozart’in 35 yasindayken oldugunu az once dinledigim CD’nin uzerinde gorunce tekrar hatirlamam.. 35 yas.. Ve hala dunyanin hery yerinde konservatuarinda onun parcalari calisiliyor, Sabine Meyer gibi biri mesela Mozart’i yorumlayarak para kazaniyor, hayatinin anlamini buluyor. Mesela kritikler bir muzisyeni Mozart’i iyi caldigi icin ovuyorlar. Oysa Mozart tum bu yorumculardan cok daha gencken, yoksulken, maddi imkansizliklarla ve cagin (1756-1791!!!!!) problemleriyle bogusurken yaratmis. Yaratmak… Ve o ilelebet hatirlanacak iste.. Dunyanin tum ulkelerinde taniniyor ve sadece 35 yasina kadar yaratabilmis. 1756′da dogmak nasildi acaba… Onun yarattiklarini calisip calanlar ona telif hakkini 1780′e gonderebilselerdi keske. Ne kadar uzatabilirdik Mozart’in hayatini?
Ayrica bugun Morten’in Odense’den arkadasi Thomas’la bulustuk. Bir radyo deneyini anlatti, canli yayina baglanan kisiyi radyoda calisanlar 5.separation degree’yle tanimaya calisiyorlar. Ve arayan herkes tanidik cikmis. Ya Danimarka cok kucuk gercekten de ya da bu degree’ler gercekten dogru! Ve ben 6 degrees olarak biliyordum, neden Thomas 5 degree olarak biliyor acaba. 5 dereceyi bi ara arastirmam lazim ama simdi gec oldu. Sonra bakarim.
Göç (1961 -…)
Dun aksam Lene’nin DR2′den kaydettigi Turk-Danimarka ortak yapimi olan bir film izledik. Film sanirim Sivas’in Sivrialan (Asik Veysel karakteri nedeniyle oyle oldugunu saniyorum, acikca soylenmiyor) koyunde geciyor ve bir cocugun basindan gecen anilarla ailenin Danimarka’ya goce mecbur kalisi anlatiliyor. Iyi yapilmis, surukleyici bir film degil. Baba-ogul konusmalari klise ve birbirinden bagimsiz, bir yere gitmeyen anilar silsilesiyle sanki bitmeyecek bir hava veriyor dogrusu. Ic Anadolu’nun kurak kirsallarini izlerken, ailenin cehaleti, birbiriyle kaba ve kirici surekli azar modunda gelisen diyaloglar icimi burksa da filmin Asik Veysel’in “gidiyorum gunduz gece” sini calidigi kisim, kardes Nazli’nin olumu uzerine imam dedenin torunu için selah okumasi ve tabutun karanlikta tasinmasi sahneleri duygusal acidan etkileyiciydi benim icin. Nuri Bilge Ceylan’in dedigi gibi “yalniz ve guzel ulkem” e uzuldum icimden..
Danimarka’dan tatile gelen bir koylu gunde 18bin tavuk kestigini, tik-tak isleyen sistemi neredeyse ovunerek anlatiyor berberde. Binlerce insan ailesini, topragini, hayatini geride birakarak uzaklara surukleniyor. Film ne yazik ki goc eden ailenin Danimarka’da “tutunabilmek icin” nasil bir mucadele verdigine deginmiyor.
Ve bugun goc ile ilgili birkac bilgi topladim..
- Öncelikle Türkiye 1960’lı ve 1970’li yıllarda ithalatta ikameci bir sanayileşme politikası gütmekteydi ve ekonomik gelişmenin önündeki en önemli engellerden biri ödemeler denge-sindeki açık olarak görülüyordu. Bu nedenle o zaman için ihracatı ve turizm gelirleri düşük olan Türkiye için işçi dövizleri önemli bir potansiyel kaynak oluşturuyordu.
- Ozellikle tarımda sanayileşmeye geçmenin getirdiği işsizlik sorununun bir ölçüde yurt dışına iş gücü göndermekle azaltılması planlanıyordu.
- Yurt dışına gönderilen işçilerin yurda dönüşlerinde çeşitli beceri ve niteliklere sahip olacakları ve bunların yerli sanayiye katkısı olacağı hesaplanıyordu.
Rakamlar:
- Türkiye’den Federal Almanya’ya göç 1961 yılında - İş Gücü Alımı Anlaşması’yla başlamıştır.
- Ilk yıllarda yavaş olarak ilerlediyse de, 1963 yılında Türkiye ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması’ndan itibaren ivme kazanmıştır.
- 1960’lı yıllarda başlayan Türk göçü, 1973 yılında işçi göçü alımının durdurulmasıyla 1974’ten sonra aile birleşimi yoluyla göç yoğun bir şekilde gündeme girdi ve bununla birlikte işçi göçü nitelik değiştirmiştir.
- 1980’li yıllarda da devam eden aile birleştirmeleri ile 1990’lı yıllarda büyük ölçüde tamamlanmıştır.
- Turk nufusu: 1961 yılında Fed. Almanya’da 6800, 1975 yılında ilk defa 1 milyon, 1998 yılı itibariyle de 2 milyon sınırını aşti. 1999 yilinda Alman Vatandaslik yasasinda yapilan degisiklikle ozellikle Alman vatandasligina gecen Turklerin sayisinda da onemli artis olmaktadir.
- Bugun Almanya’da yasayan Turkler’in %32 si Alman vatandasligi statusune sahiptir. Uc milyona yakin Turk Almanya’da yasamaktadir (Alman nufusunun %3 u)
(kaynak ve cok daha detayli bilgi :Almanya’daki Turkler – http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/ANADOLUNUNSESI/164/T20.htm ve http://www.konrad.org.tr/Medya%20Mercek/13faruk.pdf)
Yorum Yapın
Yorum Yapın
Yorum Yapın