‘cinema’ Kategorisi için Arşiv
evden
gecen hafta turkiye seyahatim gayet guzel gecti. dun elif ve michael la havaalaninda bulustuk. cumartesiyi orda gecirseydim istanbul’da onlarla birlikte birgun takilmak harika olacakti. ama ben biletimi degistirmedim aptilik yaptim. starbucksta kahve ictik birlikte ve sohbet ettik. o bir saat o kadar guzel gecti ki yani kendimi cok sansli hissediyorum. elif asla usenmez boyle seylere gelir ablasina en azindan bir hoscakal demek icin.
dun eve 6ya dogru vardim. ve inanilmaz yorulmusum. 10da filan uyuyakaldim.mortencim evin tamamini temizlemis be geliyorum diye. camasrilari yikayip asmis evin ici mis gibi yumusatici kokuyodu. eve gelmek guzel oldu o acidan. pazar gunumuz de sabah uzun bi gazete okuma seansiyla gecti. az once de spora gittik. gittik diyorum!!!! ilk kez morten benimle geldi ve uye oldu fitness’a! buyuk basari dogrusu onun bana katilmasi. boylece artik umarim birlikte spor yapabilicez.
cph:dox baslamis bu haftasonu. harika belgeseller geliyo, izleyecek cok sey var. bu aksam hangilerine gitsek diye dusuncez film begenicez. gecen yill gittiklerimiz cok iyiydi. filipilerden izledigimiz film+israilli yonetmenle bulusmak cok iyi bir deneyimdi.
antalya da hava 22 derece gunesli ve cok guzeldi. burasi da su an 7 derecece kapkaralik! yani…
filmler
Son gunlerde izledigim filmleri hizlica ele alayim:
A Serious Man: (notum: 7/10 )
Ilk haftasinda hemen izledigimiz Coen Brothers filmibekledigimin altinda cikti. Sasirmadim?! Son zamanlarda buyuk yonetmenlerden siradan filmler geliyor (orn: Almodovar, David Fincher, Quentin Tarantino). Sinemaya buyuk hevesle ve merakla gidip eh fena degildi diyerek cikiyoruz. A Serious Man’i eger Amerika’da yasayan bir Musevi olsaydim cok cok komik bulurdum belki ama bircok sahnede gulsem de yine de icimde bi bosluk yaratti. Filmde potansiyel vardi kesinlikle ama plot fazla mi basitti.. Gopnik kesinlikle tatli ve yazikti, Sy Abelman karakteri, Rabbi’ler, tum isimler komikti. Ama film bittiginde, ok that’s it mi yani dedim. ticari amac var sanirim, cok kasmadan yorulmadan su filmi surelim bir iki yil idare edelim mi dedi acaba biraderler?
A Scanner Darkly: (8.5/10)
Iste gercek surpriz bu filmdi! Dun fona’dan aldigim dvd’den, hani adini daha once duymadigin ama oyuncu kadrosuna bakarak umit bagladigin dvd’lere duyulan cocuksu guven olur ya, oyle bi umitle vasat ya da vasat ustu bi seyler bekliyodum.
Animasyon ama oyuncular oynadiktan sonra animasyon katilmis. Soyle ki keanu reeves, robert downey jr, winona ryder la filmi cekmek bir ay, animasyon ekibinin filmi duzenlemesi ise 18 ay surmus. Ve cok iyiydi senaryosu. Philip K. Dick’in kitabindan yapilan uyarlama basariliymis, yorumlara gore. Ve filmdeki Barris karakterinin oyle line’lari vardi ki bunu bu adam nasil ezberledi demeden hayranlik duymadan edemiyor insan. HEle ask-i memnu gibi basit konulu bir dizide repliklerini ezberlemeyip, dublajla isi gecistirenleri dusununce! Surda Barris’in repligine bakin, bunu bir defada ayni zamanda rol yaparak soylediginizi ve bunun gibi onlarca diyalagu ezberleyerek isi kotardiginizi dunusun:
Luckman: You’re the only person in the known universe who’s never heard of the Heimlich maneuver?
Barris: Alright, I’m gonna give you a little feedback since you seem to be proceeding through life like a cat without whiskers perpetually caught behind the refrigerator. Your life and watching you live it is like a gag-reel of ineffective bodily functions. I swear to god that a toddler has a better understanding of the intricacies of chew-swallow-digest-don’t kill yourself on your TV dinner! And yet you’ve managed to turn this near death fuckup of yours into a moral referendum on me!
Luckman: You are a monster!
Barris: You are a billy goat!
Bu aralar bilim-kurgu temali yapimlari daha cok daha cok sevmeye basladim. Ilginc! Ve de mainstream olmayan filmler daha az riskli aslinda! Tam tersine. Bu filmin yonetmeni Richard Linklater’i takip etmeliyim.
The Exorcist:
(8/10) 1973 icin ve hatta 2009 icin de cok basarili bir korku filmi.
Ilk seytan cikarma aninda pederlerin yerine ben streslendim. Regan’in kafasinin donmesi, sesler vs bazi yerler bugunu izleyicisine komik gelir kesin. Yesil kusmuk, koca gozler, korkunc degil komik kaciyo. Ama o yillarda bilgisayarsiz, efektsiz bu islerin yapildigini dusununce, bravo. Ve filmdeki atmosferi yaratmak cok zor. Klasik olmayi hak ediyor. Ve tesaduf gecen gun Requiem for A Dream’i izlemistik. Ondaki anneyi oynayan Ellen Brystn bu filmde de basroldeydi.. Arada 30 yil var iki film arasinda.
Requiem for A Dream: (7/10) Akilda kalici ve anne icin ogul icin herkesin ortaklasa uzulebilecegi bir film.
Ve 2000 lerin basinda tabi ki tum o hizli efektler etkileyici ve farkli geliyor. Ama ben bu filmi 2003 te izledigimde oguzhan’la sanki daha cok etkilenmistim. morten izlemedigi icin gecen hafta birlikte izledik dvd’de ve bazi sahnelerin (anneyle olanlar) uzucu.. ic acitici..Afis cok basarili.
Cassandra’s Dream: Kotu.. (5/10) Woody allen’in en kotu filmlerinden biri sanirim.
Watchmen: (7/10)Efektler mukemmel. Dr. MAnhattan, Rorschach, Comedian karakterleri nasil unutulabilir?!
Ama konusu cok ilgimi cekmedi. Fransizca izledim, cunku JC gondermis bu DVD’yi bana. COk iyi kavramadim karisik olan kisimlari. Bi kez daha izlerim belki tam hakkini vermek icin.
uzun zaman oldu yazamadimmm
Bu hafta yeni mudurumun hemen onundeki masada calistigim icin blog, facebook, mail sayfalarina pek giremedim. bi kere facebook’ta mesaj yazayim dedim ve uzayinca outlook’umda mail penceresinde yazmaya basladim. tam o anda mudurum yanima gelip de aa ne kadar kucuk fontla mail yaziyosun demesin mi!! uff butun gun bekleyip yanima gelecek ani buldu. o yuzden pek blog entry’si yapmak gelmedi icimden. daha ilk haftada yakayi ele vermeye gerek yok ne de olsa..
gecen haftasonu cumartesi ulrik ve julie, pazar gunu ise karen misafirlige geldi bize. julie’lere yaptigimiz menu cok guzeldi. morten’in ozel marineli barbekusu ve benim mantar guvecli, borekli, kirmizi biber dolmali menum gercekten basariliydi. guzel bi haftasonu gecirdik ama mutfakta baya zaman harcadik. pazar gunu karne gelmeden once christianshavn’da yuruyus yaptik. kardesimin yaptigi inanilmaz tatli t-shirt’u giydim ve bol bol poz verdim! morten resimlerimi cekmekten fenalik gecirdi. en sevdigim kopenhag binasi vores f. kirke’nin en tepesindeki o en sondaki minik merdivene kadar ciktim. cok guzel bi pazar gunuydu. zaten kopenhag’da gunes varsa cok guzel, harika bi sehir.
bu haftasonu tabii misafirler vs yuzunden spora gidemedim. ben de acisini sali aksami 1.5 saat radisson’daki fitness’ta gecirerek + her gun ise bisikletle gelerek cikardim. sanirim su aralar 50 kilo filanim. bu aksam valby’e gidicem orda tartilirim yeniden. bu aksamki dersimiz body combat :)
(EDIT at 21.30: 90 dakika gym’deydim.. 52.2 kilo ciktim.. 50 hayalmis yani.. sasirdim. body combat ilki kadar zevkli degildi ama yine de iyiydi)
pazartesi-carsambalari grethe’nin derslerine gitmeye basladim yine. onun danca ogretme sistemi her ne kadar fazla kitap bagimli olsa da snifin duzeyi ve ciddiyeti cok daha iyi eski sinifa gore. ve onunla aram gercekten iyi.. beni komik buluyor. sanirim onun icin sevimli ve caliskan ogrenci gorunumundeyim.
p3 danca sinavi kasim’da (yazili) + aralik’ta (sozlu).. simdi 5.2 moduldeyim ve konular gittikce agirlasmaya basladi. grethe pazartesiye inanilmaz fazla odev verdi.. bu haftasonu da niels ve thais gelecekler.. yani haftasonu yine neye ugradigimizi sasirarak acayip hizli gececek. pazartesi carsama derslerinin kotu yani boksa gidemiyo olmak. bu konuda hala cozum bulamadim ve boksa gitmeyi cok ozledim :(
gecen hafta cuma gunu penelope cruz un yeni filmine (Los Abrazos rotos/broken embraces) gittik..
morten uyudu!! fazla uzun ve soap opera tadindaydi. penelope sirin her zamanki gibi ama nerde eski almodavar filmleri ah ah
simdi haftasonundan birkac foto..
mutlu ziplamalarimdan bir an:

iste bu sahane yapinin ennn tepesinde ben de vardim!



pazar notlari
haftasonu yine bitmek uzere.. halbuki bu pazar gununun 50 saat filan olmasini isterdim.
gelelim ozetimize.. cumartesi gunu jacob ve britt, minik vera ile geleceklerdi. ..dun onlar icin baya market alisverisi yaptik, 1500 dkk filan tutmustur toplam masraf.. aksam 7 gibi geldiler. Yanlarinda ekstra bebek yatagi, oyuncaklar, vs ile.. cocuksuz hayatin ne kadar mobil oldugunu dusunup sevdindim. Butun o yiginla dolasmak icin ozen & buyukce bi araba lazim :) britt hamileymis yine! daha nisan da ise baslamisti ve yine yakinda hamilelik iznine ayrilacak. aksamin ilerleyen saatlerinde bize cocuk yapmanin guzel yanlarindan, bizim de cocuk sahibi olmayi denememiz gerektiginden bahsettiler.
menumuz sirloin et, akdeniz orzo (sehriye+enginar+vs vs) salatasi, patates puresinden olustu. Ve jalepeno’lu firinlanmis bagetler! en begendigim gun sonundaki tiramusu dondurmasiydi! :)
en yeni gozdem, cilekli elbisemle poz vermeden olmazdi!

iste minik vera ve onu eglendirmeye ve sonra da bizim y. odamizda onu uyutmaya calismaktan kendi yemek yemeye firsat bulamayan babasi.. o iki ayri seansta vera’yi uyutmaya calisti ama yine de ucuncuyu deneyen annesi uyutmayi basardi :)

ve iste gunun Sef’i mutfaktan sevgi baloncuklari yollarken :) Konyakli, porto sarapli ve hardalli sos istedigi kadar guzel olmadi – benim tahmin ettigim gibi :) bi dahaki sefere dijon hardali sosumuza dahil edilmeyecek.. arti sef, salataya ekledigim kurutulmus domatesleri de populer olmayanlar listesine ekledi..

Bugun ise spora gittim, 80 dakika kardiyoda gecirdim, agirlik makinelerini de kulladim. FOrmda hissediyorum kendimi. SPor iyi gidiyo.. Yarin box var!!!!
Eve gelince Morten’la birlikte KingKong’u izledik. Bekledigimizden cok cok cok daha iyi bi film cikti! Kesinlikle tavsiye ediyorum. NAomi Watts Ann rolune cok iyi gitmisti, kirilgan ve sefkat dolu, cok kadinsi bi yon vermis karakterine. Adrien Brody yi zaten hep severim! Peter Jackson mukemmel bi yonetmen. Sadece efektler icin bile izlenmeli film. Morten’la agzimiz acik izledik efektleri.. Cook guzeldi!
filmlerden
Gectigimiz Cumartesi Russel ve Peter davetlimizdi. Gayet ince bir jest yaptilar ve 2x Japon kupasi, 2046 adli film ve Kurosawa’nin collection’ini getirdiler bize. Tabii hos kokulu pembe cicekleri de belirtmeliyim.
2046′yi Pazartesi + Sali aksami izledik. Ben daha fazla bilm kurgu ogesi olacak zannediyordum ama daha cok Chow’un yan komsusu kadinlarla ilgili anilari vardi. Yine de gelecek ile ilgili sahneler cok hostu, androidler, tren yolculugu ve ozellikle muzik. ¨Hüzünlu bi filmdi ve ilgincti.
Pazar gunu Damaged’i izledik. Juliette Binoche’un oyunculugu ve cesareti hakikaten takdir edilmeli. Ve repligi unutlmaz: Damaged people are dangerous. They can survive.
Dun de Monster’i izledik. Gercek hayat trajedilerine hep ilgi duymusumdur. Lee’yi oynayan Charlize Theron un bazi jest ve mimikleri sanki abartiliydi, gercekci durmamisti. Ama okudugum kadariyla Amilee de gercekten biraz tuhaf vucut diline sahipmis. Saclarini elleriyle geri iterken yaptigi hareket mesela onun durusmalarda simge fotografi olmus, sanki kendini boguyo olduruyo gibi duruyo cunku. O kadinin sucu 7 kisiyi oldurmek ve tabi ki en az bir kisi sucsuz yere oldurulmus olabilir. Ama oldurduklerinin icinde kadinlari taciz etmekten sabikali bir adam da varmis, subyanci da. Kadina acidim her seye ragmen cunk o dogdugunda babasi cocuk tacizinden olum ceazsini bekleyen bir sucluymus. Ailesi dagilmis, daha genc kizken fahiselik yapmaya baslamis. Ve iste boyle ailelerden gelen insanlarin, kucuckken taciz dilenlerin, damaged olanlari hayati acikli ve ya tehlikeli oluyo. 2002′de zehir enjekte edilerek idam ediliyo. Acikli bi hayat hikayesi.
bridget jones u animsadim :)
Bu aksam Morten, yogun calisma temposunun odulu olarak is arkadaslariyla AC/DC konserine gitti. Ona mudurunden hediye geldí bilet. Ben de evde kaldim internette geziniyorum.
Saat 11 de bile hava aydinlik ne de olsa. Insan zaman nasil geciyo anlamiyo.. Kendi kendime cekirdeklermi yedim, annemlerle ve elif le skype ta konustuk. TV ye de bakiyorum bi yandan (mute) arti simdi kanald canli yayini actim internetten. Bir dizinin sesi geliyo, izlemiyorum ama sesinden anladigim kadariyla bu dizi de oncekilerin kopyasi. Tatli sesiyle konusmaya calisan, babasi hasta olan kucuk bi kiz, doktorun dedigini birbirine ozetleyen iki buyuk abla (izleyiciler anlamaz diye ince ince anlatiyolar!), cocuk resim yapiyomus babasina, ve simdi aglama sesleri allam ne kadar klise ne kadar duygu somurusu.. sirf insanlar aglasin diye ne kadar trick varsa kullanmislar yine.. arada kurt aksaniyla sevgi uzerine konusan tipler.. yok sevgi icin insan kendini feda etmezse o gercek sevgil degilmis.. dogal dizi.. yerli dizi .. dublajli oldugu da cok belli.. ayyyy sesine bile dayanamadim su duygu
somurusune..bakiim hangi diziymis.. asi’ymis.. cok yapmacik cooook… babasi cocuktan ilik naklini kabul etmis..kapattim ay icime fenalik geldi.. blogspot taki kizlar birlesseler daha guzel dizi senaryosu yazarlar.. :)
kendimi kime benzettim bu aksam bakaliimmmm:
cook tatli bi film. canim soundtrack ini dinlemek istedi!
anna karenina yi animsadim
Tolstoy’un untulmaz karakteri benim aklimda tabi ki hep Sophie Marceau olarak canlaniyor. Asker sevgilisi Vronsky de tabi ki Sean Bean. 1997 yapimi olan film bence gayet basariliydi ve duygulanmadan , dusunmeden, heyecanlanmadan izlemek imkansiz.
Beni en cok huzunlendiren sey, Anna Karenina’nin mutsuzluk surecine girmesi ve hep dibe dogru ilerlemesidir. Sevgilisi icin cocugunu terk etmek zorunda kalir. Bunu yapmayi kendi secmistir. Ve toplumu karsisina alip oglundan uzaklasinca, ASK’in tek basina doyurucu olmadigini fark eder ve hayalkirikligina ugrar. Ask’inin gucune karsi supheler duymaya baslar. Bu arada sevgilisi toplumda dislanmaz, her zamanki aktif sosyal hayatina devam eder. Anna Karenina’nin cani sIkIlIr evde yalniz kalmaktan, sevgilisinin bir sosyal aktiviteden gelmesini beklerken.. Beni artik sevmiyosun diye huysuzlanir. Mutlu degildir. Ici acir. Kalbi acir. Cocugunu ozler. Topluma karisabilmek ister ama o gunlerin Rusya’sinda esini ve cocuklarini terk edip sevgilisiyle birlikte yasayan bir kadinin yapmasi gereken eve tikilmaktir.
Sonucta ben de Danimarka’da yalniz sayiliyorum – eger Morten yanimda degilse.. Bu aksam AC/DC nin konserine gidecek is arkadaslariyla. Ve ben evde yalniz olucam. Annem, kardesim, arkadaslarimdan uzaktayim. Ve icimden mizmizlanmak, sitemde bulunmak ve sikayet etmek istiyor. Bu durumda kendime sikayetlerimi gonderiyorum. Prensibim bir insan icin bir fedekarlik yapacaksan bunu asla o kisinin basina bir gun kakma.. Fedekarligi yapan sensin ve bu sadece seninle yasamali. Karsilik beklememelisin. Konserde eglenmeli ve is arkadaslariyla iyi zaman gecirmeli o sonucta. Sevgi bu degil mi? Bencilligi elimine etmek. Bu blogu takip edenler Kopenhag’i ne denli sevdigimi bilirler. Avrupa’da calismamin avantajlarini hep takdirle anlatirim. Ama iste bazi Cuma aksamlari, hava da bulutlu ve gipgriyse… Ofisteki tek yabanci sensen.. 30 kisinin icinde Danca yi konusamayan tek kisi sensen.. Ve ofistekileri de oyle pek sevmiyorsan.. Aksama planin yoksa.. Iste o zaman insan kendini Anna Karenina gibi hissediyor.
Su hava biraz duzelse de icim acilsa biraz ufff…
slumdog millionaire and etc
Slumdog millionaire’i bu pazar aksami Gorkem ve Morten’la izledik. Son zamanlarda izlemeyi ozledigim, mukemmel bi filmdi. Muzik, duygusal anlar, ritm, sinematografi mukemmeldi. David Boyle’un Trainspotting, The Beach filmlerinin muziklerini de cok begenmistim.
Dun aksam dil kursunda Trille’ye 17.15 dersine gecmek istedigimi soylemistim cunku iki aydir 19-21.30 arasinda dersim var ve artik bu kadar gec kalmak istemiyorum. Eve git yemek ye ordan cik tekrar derse git eve 10larda gel, yordu yani. Arti bi de Trille artik iyice basit gelmeye basladi. Hic zorlamiyo, iyi aciklayamiyodu. O da bana 3.2 den sonra 4.1e gitmek yerine 4.2 ye gidebilecegimi soyledi!! Ve de prenses marie’ye ders veren, bizim det kommer kitabini yazan kadinin sinifina gecebilecegimi soyledi. Benim elabore bi dilim varmis, hizli ogreniyomusum vs yani bunlarin avantajini kullanmak ve biraz challenge almam lazimmis. Hos bi surpriz oldu, cok sevindim!! :)
Biz weidekampsgade’deki apartman dairesini cok begenmistik, yani morten cok ben de begenmistim. Biz 2.5 mn teklif ettik onlar en son 2.6 olur dedi. Morten in LArs Hanrik kuzeninin Charlotte adindaki emlakci esi bize yardim edecekti. Yaridmi icin 3bin istedi ben cok gicik oldum bu duruma. Ondan sonra bizi kadin yemege davet etti. Onlarin evinin hemen karsisindaki evi cok begendik. Mavi ev. Tatli, kocaman bahceli, 1 donum arazi uzerindeki bu evi haftasonu kendi evimiz mis gibi konustuk. 2 milyona aliriz diye dusunuyorduk. Ondan sonra dun aksam bakmaya gittik cok eski cikti evin ici.. Her yerini degistirmemiz lazim. Biz de vazgectik. Ev arayisi devam..
Elifler nikahi bizim Easter icin nisan’daki tatilimize denk getirecekler. Michael nisan ortasi ingiltere de ise baslicak. elif de nisan sonu isten ayrilcak. Onlarin isi de baya ciddilesti. Ve artik cok yakin!!!!
Annem ise gecen pazar tek basina ozdilek’e gitti.. Keske onunla gidebilseydim diye dusundum hep..
Sunday
From many th
ings to do, I choose to stay home and add new pictures on fotokritik.com. I have got a portfolio and I have so far only 2 pictures there. It is frustrating that we can add 1 new picture in 72 hours. So the process is long and one has to wait 3 days for a new upload. I hope people will vote to my butterfly picture that I just uploaded.
Last night, we finally watched Dark Knight at the movietheater. It was a brilliant movie. The Joker, Heath Ledger played so great. Amazing performance. The way he licks his mouth while talking, touching his hair, staring, making jokes, everything about him was scary and gicik. I also liked the plot and the dilemmas in the movie. For instance, the factor of chance, if the boat of “innocent” people should explode the bomb in the prisoners’ boat and etc. I liked the intelligently written script very much. Besides, there were like 2-3 stories in the movie, so you sit there 2.5 hours and you think the money is worth it because you get a lot for your money. I also liked the fact that there were three interesting characters, Harvey Dent- Joker-Batman. It is not like one of those of movies where you have to follow two main roles. I liked each of these characters’ contribution to the story. Aaron was cool & handsome, I do not remember any other movies with him but I am sure we’ll see him many more times. Heath Ledger is a big loss for the cinema. He was proving himself as a real actor, and getting rid of the goodlooking Australian fellow image.. He was a good artist, big talent, and he died so young. While watching his amazing talent on the big screen, one keeps thinking about “is he really dead, this guy!”. I did not like Batman’s voice though.. It sounded so articificial, mechanical. Michael Caine, Morgan Freeman were impressive too. Christian Bale, yeah but don’t know something is missing about him.
I rated 8 on imdb.com, instead of 9-10. Because it already is on third place in top250 and I don’t want a new movie to pass movie classics such as The Godfather or Taxi Driver. So unfortunately I had to vote less than the movie was worth.
In Turkey, if you watch this movie it will cost you 12 ytl – here in Denmark it is 25-30 ytl per person. Crazy. Going to movies is a regular activity in Turkey and a luxury in Denmark.
Les Amants du Pont-Neuf
Iki gun once Horsens’ta Tiger adli “stuff” satan bir magazadan 20 DKK’ya aldigimiz bir DVD. Dun gece filmi izlemeyi aklimdan gecirdigim ilk anda “uff simdi Fransizca anlamak icin biraz yorgun degil miyim?” olmustu. Sonra filmin ilk dakikalari, yolda kaza gecirip yatan bir Denis Lavant ve basinda bekleyen kirmizi paltolu, yaninda minik kedisiyle Juliette Binoche. Daha sonra bir otobus dolusu alkolik, madde bagimlisi, ve akli dengesi yerinde olmayan yasli – genc “otekiler” grubu. Cok ani bir gecisle yonetmen Leos Carax bu tip sistemin disina itilmis kisilerin temizlendigi, tedavi karnesi aldigi yeri gosteriyor. Juliette Binoche’lu bir filmde bir anda karsimizda cirilciplak dus alan birsuru tuhaf, akli denge’den uzak adamlar. Bu ilk dakikalar, filmin kahramanlarinin iste bu tutunamayan’lar oldugunu beynimize, kulaklarimiza, gozlerimize haykiriyor. Cok sert bir gecis, evet ama filmin buyusu iste bu gerceklikten basliyor.
Les amants du pont-neuf, Avrupa filminin en iyi orneklerinden biri benim icin. Hatta en iyisi belki de. Film boyunca Denis Lavant’in muhtesem performansina hayran olmamak mumkun degil. Bugun biraz arastirdigimda onun konservaturdan once akrobasi ve pandomim egitimi aldigini okudum. Filmin her karesinde onun sadece sozlerle, bakislariyla degil vucuduyla oynadigini hissediyorsunuz zaten. Fizik gucu oyunculugunu cok daha etkileyici kiliyor. Alex’in Paris metrosunda duvarlarda zipladigi, Juliette Binoche’la dansettigi sahneler sanki onun bu yetenegini on plana cikarmak icin custom-made yazilmis gibi.
Carax’in filmini izledikten sonra, insanin kalbinde o sefil yasantidaki pariltiyi hissetmesi muhtesem. Filmi halinin uzerinde yerde izledik ve film bittiginde Morten la disarda, sicak ve guvenli evin disinda uyumak istedik bi an icin. Onlarin cilginliginin en azindan bir zerresini her insan hayatinda bulundurmali.
Amerikan filmlerine bi sure ara vermek istiyorum. Iki gun once 21′i izlemistim. Kevin Spacey’i sevmeme ve MIT ogrencilerinin kart sayma yontemiyle Las Vegas’ta milyonlar kazanmasi fikrinin muazzamligina karsin, filmin her yerinden fiskiran kliseler oyle bilindik, oyle tahmin edilesi ve tatsizdi ki. Oyle bir filmden aklinizda sadece bu MIT li ogrenciler kaliyor. Ki o da zaten gercek bir olay – hayal edilmis, ugrasilmis, yaratilmis bir sey degil.
Les Amants du Pont- Neuf’un enerjisi, ilhami, sasirticiligi, atmosferi, oyuncu dehasi, hafizalara yer edici karakterlerini kolay kolay baska filmlerde bulamayacgim. Leos Carax, ayni oyuncularla “Mauvais Sang” adli bir film daha cekmis onceden. Onu da izlemek istiyorum en kisa surede. Fransizca film izlemek de ayri bir keyifti. Ingilizce/Turkce dubbed edilmis versiyonundan ayni zevk kesinlikle alinamaz. Altyazi olabilir. Ben Danca altyazilara da baktim kimi zaman. IMDB.COM’da bugun 10/10 verdim. Su an 7.3; bu film icin dusuk kesinlikle. Filme goz atmak isterseniz: http://www.imdb.com/title/tt0101318/
Les Amant du Pont Neuf = sinema, yaraticilik, oyunculuk…
Yorum Yapın
Yorumlar (1)
Yorumlar (2)