air and time and space and light

Archive for Haziran 19th, 2009

bridget jones u animsadim :)

without comments

Bu aksam Morten, yogun calisma temposunun odulu olarak is arkadaslariyla AC/DC konserine gitti. Ona mudurunden hediye geldí bilet. Ben de evde kaldim internette geziniyorum.

Saat 11 de bile hava aydinlik ne de olsa. Insan zaman nasil geciyo anlamiyo.. Kendi kendime cekirdeklermi yedim, annemlerle ve elif le skype ta konustuk. TV ye de bakiyorum bi yandan (mute) arti simdi kanald canli yayini actim internetten. Bir dizinin sesi geliyo, izlemiyorum ama sesinden anladigim kadariyla bu dizi de oncekilerin kopyasi. Tatli sesiyle konusmaya calisan, babasi hasta olan kucuk bi kiz, doktorun dedigini birbirine ozetleyen iki buyuk abla (izleyiciler anlamaz diye ince ince anlatiyolar!), cocuk resim yapiyomus babasina, ve simdi aglama sesleri allam ne kadar klise ne kadar duygu somurusu.. sirf insanlar aglasin diye ne kadar trick varsa kullanmislar yine.. arada kurt aksaniyla sevgi uzerine konusan tipler.. yok sevgi icin insan kendini feda etmezse o gercek sevgil degilmis.. dogal dizi.. yerli dizi .. dublajli oldugu da cok belli.. ayyyy sesine bile dayanamadim su duygu BJEOR_Soundtrack_350-01somurusune..bakiim hangi diziymis.. asi’ymis.. cok yapmacik cooook… babasi cocuktan ilik naklini kabul etmis..kapattim ay icime fenalik geldi.. blogspot taki kizlar birlesseler daha guzel dizi senaryosu yazarlar.. :)

kendimi kime benzettim bu aksam bakaliimmmm:

cook tatli bi film. canim soundtrack ini dinlemek istedi!

Written by Asli

Haziran 19, 2009 at 18:16

cinema kategorisinde yayınlandı

anna karenina yi animsadim

ile 2 yorum

Tolstoy’un untulmaz karakteri benim aklimda tabi ki hep Sophie Marceau olarak canlaniyor. Asker sevgilisi Vronsky de tabi ki  Sean Bean. 1997 yapimi olan film bence  gayet basariliydi ve duygulanmadan , dusunmeden, heyecanlanmadan izlemek imkansiz. 

leo_tolstoys_anna_kareninaBeni en cok huzunlendiren sey, Anna Karenina’nin mutsuzluk surecine girmesi ve hep dibe dogru ilerlemesidir. Sevgilisi icin cocugunu terk etmek zorunda kalir. Bunu yapmayi kendi secmistir. Ve toplumu karsisina alip oglundan uzaklasinca, ASK’in tek basina doyurucu olmadigini fark eder ve hayalkirikligina ugrar. Ask’inin gucune karsi supheler duymaya baslar. Bu arada sevgilisi toplumda dislanmaz, her zamanki aktif sosyal hayatina devam eder. Anna Karenina’nin cani sIkIlIr evde yalniz kalmaktan, sevgilisinin bir sosyal aktiviteden gelmesini beklerken.. Beni artik sevmiyosun diye huysuzlanir. Mutlu degildir. Ici acir. Kalbi acir. Cocugunu ozler. Topluma karisabilmek ister ama o gunlerin Rusya’sinda esini ve cocuklarini terk edip sevgilisiyle birlikte yasayan bir kadinin yapmasi gereken eve tikilmaktir. 

Sonucta ben de Danimarka’da yalniz sayiliyorum – eger Morten yanimda degilse.. Bu aksam AC/DC nin konserine gidecek is arkadaslariyla. Ve ben evde yalniz olucam. Annem, kardesim, arkadaslarimdan uzaktayim. Ve icimden mizmizlanmak, sitemde bulunmak ve sikayet etmek istiyor. Bu durumda kendime sikayetlerimi gonderiyorum. Prensibim bir insan icin bir fedekarlik yapacaksan bunu asla o kisinin basina bir gun kakma.. Fedekarligi yapan sensin ve bu sadece seninle yasamali. Karsilik beklememelisin. Konserde eglenmeli ve is arkadaslariyla iyi zaman gecirmeli o sonucta. Sevgi bu degil mi? Bencilligi elimine etmek. Bu blogu takip edenler Kopenhag’i ne denli sevdigimi bilirler. Avrupa’da calismamin avantajlarini hep takdirle anlatirim. Ama iste bazi Cuma aksamlari, hava da bulutlu ve gipgriyse… Ofisteki tek yabanci sensen.. 30 kisinin icinde Danca yi konusamayan tek kisi sensen.. Ve ofistekileri de oyle pek sevmiyorsan.. Aksama planin yoksa.. Iste o zaman insan kendini Anna Karenina gibi hissediyor.

Su hava biraz duzelse de icim acilsa biraz ufff…

Written by Asli

Haziran 19, 2009 at 08:59

Danimarka, ailem, cinema kategorisinde yayınlandı

Tagged with