Ekim, 2008 için Arşiv|Aylık arşiv sayfası

yanımda…

29 Ekim’de Kopenhag’a giderken yanımda Orhan Pamuk’un siyaset odaklı yazdığı Kar’ı ve Elif Şafak’ın Siyah Süt’ünü götürmeyi düşünüyorum. Sadece 30 kg valiz hakkım var ve iyi değerlendirmek zorundayım bu hakkı.. Danca, Fransızca derken zaten kendimi dil öğrenme/update konusunda zorlicam ama Türkçe okumaya ara veremem. Bunu yapma hakkım yok kendime..

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi internet adresinde bu müze evin gerçekten açılacağı yazıyor ve bu nesneleri toplamaya O.P. on yıl önce başlamış..

Dedication.. Planning… Creativity.. yani!

benim müzem

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni hızla okudum bitirdim. Oysa onu aslında yanımda Kopenhag’a götürmeliydim. Orada Türkçe bir şeyler okumanın zevki başka olacaktı. Ve ben ordayken çıkmıştı bu kitap ve onu Kopenhag’da, gri bir günde okuduğumu hayal etmiştim. İki kez Elif’in evinde (işe gidenlerin ardından tatilci edasında), bir kez uçakta (pegasus ist-izm uçuşunda yanımda sevgilisiyle kava ederek ağlayıp duran kızın yan koltuğunda), ve son kez de bugün okudum. Toplam 4 kez filan okumuş oluyorum 600 sayfalık romanı. Tabi çok sayıda paragrafı da atladım doğrusu.. Bazı yerlerde verilen hayali detayları ilginç bulmadım ve hızlı okuyup bitirme hırsıma yenildim. Ama kesinlikle atladığım sayfa sayısı 5′i geçmez eğer tüm bu paragraflar toplanırsa.

Kitabı nasıl buldum.. Orhan Pamuk’u hayal ettim Kemal’i okudukça. Hüzünlendim, kendi hikayemi düşündüm, Morten’in beni sevdiği gibi sevdiğini düşündüm Kemal’in Füsun’u.. Aşk romanı için fazla uzun olduğunu düşünüyorum, hatta Orhan Pamuk’un neden bir aşk romanı yazmaya karar verdiğini anlamıyorum hala. Yine de bu kitabı tatilimde okuduğum için keyif aldım. Yorulmadan okudum, ve içimdeki arşiv dugusunu alevlendirdiğiiçin de hoşnutum. Anneme (Hülübe ismini taktım dün, çok güldük) bugün onun hayatını kronolojik sırayla aynı Masumiyet Müzesi’ndeki gibi bol kişi isim/tarih detaylarıyla özetlemek istediğimi söyledim. Çok mutlu oldu. Ben İzmir’deyken yazmaya başlicam ve annem maille ben gittikten sonra bana detayları göndermeye devam edicek. Ne kadar sürecek bilmiyorum ama annem kendi hayatına dair tüm detayları bitirene kadar bu çaba devam edecek. Yarın Pınarlara gidip onlardaki eski siyah beyaz fotoğrafların resmini çekicem ki aynılarından benim arşivimde de bulunsun.

Son yıl çekildiğimiz (Morten’la, annemlerle) resimleri bir DVD’ye toplayıp bastırmak istiyorum. Dijital ortamda duran  fortoğraflardan sıkıldım onları  artık elimde tutmak, iyice bakmak, annemlerde bırakmak istiyorum. Gerçek anı oldukları o zaman hissedilecek. Ve ben de kendi müzemi hayat geçiricem. Bunun için herhalde bir günümü ayırıcam. Elimdeki resimleri tarayıp iyilerini seçmek zaman alacaktır.

Kendi okul diploma, karne, iş evraklarını vs de biraraya getirip dosyalicam. Aslı’nın arşivi için yapılacak çok şey var kısacası.

Hatta Mukadder’in çektiği Orhan Pamuk’la bir fotoğrafım olacaktı. Büyük ihtimalle Mukadder’de kaldı. Onu arayıp bana emaille bu resmi göndermesini isticem. Orhan Pamuk’la çekilen resmim benim tarihimde önemli bir an. Kitaplarını okuduğum o uzun, karizmatik adamla Bilkent Üniversitesi’nde öğrenci olduğumda tanıştım ve fotoğraf çekildim, ne güzel bir anı.

Küçüklüğümden beri tarihi, detayları, arşivleri çok seviyorum. Artık Kopenhag-İzmir arasında yaşayacağıma göre her şeyi bir düzene sıraya koyma vakti geldi.

keske

Üç gün önce Taksim’de oturmuş çay içiyordum. Yanımda 30-35 yaşlarında doğu kökenli genç bir adam ve karşısında oturan turuncular içinde bir kız çocuğu. Yaşı 4-5 arasında. Elinde vişne renkli bir dondurma ve gülücükler dağtıyor. Hemen yanımda oturdukları için konuşmalarını biraz duydum. Adamla kız çocugu birbirlerinin isimlerini bilmiyorlarmış galiba. Öyle bir şeyler duydum ve işkillendim. Kulak kabartıp iyice dinlemeye karar verdim çünkü daha bir gün önce Hard Candy’i izlemiştik ve sübyancılardan nefret ettiğimi düşünüyordum tam da. Adam sigarasını yakınca ben masanın diğer tarafındaki tabureye geçtim. Elif’in kırmızı montnu giydiğim için onun sigara kokmasından özellikle çekindim. Çocuk üşüdüğünü söyledi çünkü biraz rüzgar vardı o pasajda. Adam o zaman çocuğu kucağına aldı ve sarıldı. Onun sarılmalarından rahatsız oldum. Bir polis bulsam da hemen söylesem diyordum ve sonra polis gördüğüm halde oturdum kaldım..

O gün o çocuğa ne oldu hiç bilemeyeceğim. Ama korkak davrandığım için hep içimde bir keşke kalacak..

online özürlü bankam

Citibank’ın internet bankacılığıyla uğraşıyorum günlerdir. Bu kadar saçma ve uyduruk bir bankacılık sayfası olamaz herhalde. Accountum calışmadıgı icin (nedenini bulmak imkansız) gizli sorularımı resetlemek zorunda kaldım. Ve surekli bana gelen uyarı bilgileriniz tanımlanamadı. Her turlu bilgiyi yeniden girdim, hesap no, banka kartımın no’su, pin kodum vs her sey. Hep aynı uyarı ama bilgileriniz tanımlanamadı. Bir sayfadan digerine gecmek icin mesela yazıyorum bazı seyler kabul ediyo bir sonraki adıma geciyorum, orda aynı seyleri yazınca tanımlayamiyor. yılan hikayesine döndü. Blogu kaldırmak icin bir sayfaya yönlendiriliyorum orda yazdıklarımdan sonra guvenliginiz icin bloklandı, bloğu kaldırmak icin basa dönün yazıyor. Loop yapıp duruyorum. Nereye kadar. citibank’ta calisirken musterilerimize uzulurdüm. Haklıymısım hakikakten sacma sapan bir guvenlik takıntısıyla kullanıcı düşmanı bir sistem yaratmişlar. Oysa Denizbank’in sayfası yıllardır super calısıyor. Citi’den paramı en kısa surede cekicem kesinlikle. Online ozurlu resmen.

Güzel İzmir’imden ilk yazdigim blog böyle tatsız oldu ama neyse…

Yine yazarım sonra..