Temmuz, 2008 için Arşiv|Aylık arşiv sayfası
Göç (1961 -…)
Dun aksam Lene’nin DR2′den kaydettigi Turk-Danimarka ortak yapimi olan bir film izledik. Film sanirim Sivas’in Sivrialan (Asik Veysel karakteri nedeniyle oyle oldugunu saniyorum, acikca soylenmiyor) koyunde geciyor ve bir cocugun basindan gecen anilarla ailenin Danimarka’ya goce mecbur kalisi anlatiliyor. Iyi yapilmis, surukleyici bir film degil. Baba-ogul konusmalari klise ve birbirinden bagimsiz, bir yere gitmeyen anilar silsilesiyle sanki bitmeyecek bir hava veriyor dogrusu. Ic Anadolu’nun kurak kirsallarini izlerken, ailenin cehaleti, birbiriyle kaba ve kirici surekli azar modunda gelisen diyaloglar icimi burksa da filmin Asik Veysel’in “gidiyorum gunduz gece” sini calidigi kisim, kardes Nazli’nin olumu uzerine imam dedenin torunu için selah okumasi ve tabutun karanlikta tasinmasi sahneleri duygusal acidan etkileyiciydi benim icin. Nuri Bilge Ceylan’in dedigi gibi “yalniz ve guzel ulkem” e uzuldum icimden..
Danimarka’dan tatile gelen bir koylu gunde 18bin tavuk kestigini, tik-tak isleyen sistemi neredeyse ovunerek anlatiyor berberde. Binlerce insan ailesini, topragini, hayatini geride birakarak uzaklara surukleniyor. Film ne yazik ki goc eden ailenin Danimarka’da “tutunabilmek icin” nasil bir mucadele verdigine deginmiyor.
Ve bugun goc ile ilgili birkac bilgi topladim..
- Öncelikle Türkiye 1960’lı ve 1970’li yıllarda ithalatta ikameci bir sanayileşme politikası gütmekteydi ve ekonomik gelişmenin önündeki en önemli engellerden biri ödemeler denge-sindeki açık olarak görülüyordu. Bu nedenle o zaman için ihracatı ve turizm gelirleri düşük olan Türkiye için işçi dövizleri önemli bir potansiyel kaynak oluşturuyordu.
- Ozellikle tarımda sanayileşmeye geçmenin getirdiği işsizlik sorununun bir ölçüde yurt dışına iş gücü göndermekle azaltılması planlanıyordu.
- Yurt dışına gönderilen işçilerin yurda dönüşlerinde çeşitli beceri ve niteliklere sahip olacakları ve bunların yerli sanayiye katkısı olacağı hesaplanıyordu.
Rakamlar:
- Türkiye’den Federal Almanya’ya göç 1961 yılında - İş Gücü Alımı Anlaşması’yla başlamıştır.
- Ilk yıllarda yavaş olarak ilerlediyse de, 1963 yılında Türkiye ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması’ndan itibaren ivme kazanmıştır.
- 1960’lı yıllarda başlayan Türk göçü, 1973 yılında işçi göçü alımının durdurulmasıyla 1974’ten sonra aile birleşimi yoluyla göç yoğun bir şekilde gündeme girdi ve bununla birlikte işçi göçü nitelik değiştirmiştir.
- 1980’li yıllarda da devam eden aile birleştirmeleri ile 1990’lı yıllarda büyük ölçüde tamamlanmıştır.
- Turk nufusu: 1961 yılında Fed. Almanya’da 6800, 1975 yılında ilk defa 1 milyon, 1998 yılı itibariyle de 2 milyon sınırını aşti. 1999 yilinda Alman Vatandaslik yasasinda yapilan degisiklikle ozellikle Alman vatandasligina gecen Turklerin sayisinda da onemli artis olmaktadir.
- Bugun Almanya’da yasayan Turkler’in %32 si Alman vatandasligi statusune sahiptir. Uc milyona yakin Turk Almanya’da yasamaktadir (Alman nufusunun %3 u)
(kaynak ve cok daha detayli bilgi :Almanya’daki Turkler – http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/ANADOLUNUNSESI/164/T20.htm ve http://www.konrad.org.tr/Medya%20Mercek/13faruk.pdf)
Les Amants du Pont-Neuf
Iki gun once Horsens’ta Tiger adli “stuff” satan bir magazadan 20 DKK’ya aldigimiz bir DVD. Dun gece filmi izlemeyi aklimdan gecirdigim ilk anda “uff simdi Fransizca anlamak icin biraz yorgun degil miyim?” olmustu. Sonra filmin ilk dakikalari, yolda kaza gecirip yatan bir Denis Lavant ve basinda bekleyen kirmizi paltolu, yaninda minik kedisiyle Juliette Binoche. Daha sonra bir otobus dolusu alkolik, madde bagimlisi, ve akli dengesi yerinde olmayan yasli – genc “otekiler” grubu. Cok ani bir gecisle yonetmen Leos Carax bu tip sistemin disina itilmis kisilerin temizlendigi, tedavi karnesi aldigi yeri gosteriyor. Juliette Binoche’lu bir filmde bir anda karsimizda cirilciplak dus alan birsuru tuhaf, akli denge’den uzak adamlar. Bu ilk dakikalar, filmin kahramanlarinin iste bu tutunamayan’lar oldugunu beynimize, kulaklarimiza, gozlerimize haykiriyor. Cok sert bir gecis, evet ama filmin buyusu iste bu gerceklikten basliyor.
Les amants du pont-neuf, Avrupa filminin en iyi orneklerinden biri benim icin. Hatta en iyisi belki de. Film boyunca Denis Lavant’in muhtesem performansina hayran olmamak mumkun degil. Bugun biraz arastirdigimda onun konservaturdan once akrobasi ve pandomim egitimi aldigini okudum. Filmin her karesinde onun sadece sozlerle, bakislariyla degil vucuduyla oynadigini hissediyorsunuz zaten. Fizik gucu oyunculugunu cok daha etkileyici kiliyor. Alex’in Paris metrosunda duvarlarda zipladigi, Juliette Binoche’la dansettigi sahneler sanki onun bu yetenegini on plana cikarmak icin custom-made yazilmis gibi.
Carax’in filmini izledikten sonra, insanin kalbinde o sefil yasantidaki pariltiyi hissetmesi muhtesem. Filmi halinin uzerinde yerde izledik ve film bittiginde Morten la disarda, sicak ve guvenli evin disinda uyumak istedik bi an icin. Onlarin cilginliginin en azindan bir zerresini her insan hayatinda bulundurmali.
Amerikan filmlerine bi sure ara vermek istiyorum. Iki gun once 21′i izlemistim. Kevin Spacey’i sevmeme ve MIT ogrencilerinin kart sayma yontemiyle Las Vegas’ta milyonlar kazanmasi fikrinin muazzamligina karsin, filmin her yerinden fiskiran kliseler oyle bilindik, oyle tahmin edilesi ve tatsizdi ki. Oyle bir filmden aklinizda sadece bu MIT li ogrenciler kaliyor. Ki o da zaten gercek bir olay – hayal edilmis, ugrasilmis, yaratilmis bir sey degil.
Les Amants du Pont- Neuf’un enerjisi, ilhami, sasirticiligi, atmosferi, oyuncu dehasi, hafizalara yer edici karakterlerini kolay kolay baska filmlerde bulamayacgim. Leos Carax, ayni oyuncularla “Mauvais Sang” adli bir film daha cekmis onceden. Onu da izlemek istiyorum en kisa surede. Fransizca film izlemek de ayri bir keyifti. Ingilizce/Turkce dubbed edilmis versiyonundan ayni zevk kesinlikle alinamaz. Altyazi olabilir. Ben Danca altyazilara da baktim kimi zaman. IMDB.COM’da bugun 10/10 verdim. Su an 7.3; bu film icin dusuk kesinlikle. Filme goz atmak isterseniz: http://www.imdb.com/title/tt0101318/
Les Amant du Pont Neuf = sinema, yaraticilik, oyunculuk…
Birinci posta
Birinci yazim..
Turkce klavyesi olmayan Filipinler’den aldigim ve son zamanlarda surekli crash sinyalleri veren Toshiba’mla bu yaziyi Turkce yazmaya niyetlendim. Buyuk ihtimalle blogumdaki bazi yazilar Ingilizce bazilari Turkce hazirlayacagim. Bu blogun diger bloglarim gibi maymun istahiyla kenara atilmamasi icin gerekli ozeni gostermeye kararliyim.
Yazi konularimi gundemdeki olaylara bakis acim, herhangi bir gun herhangi bir yerde basima gelen herhangi bir sey, komik ya da ironik bulduklarim, ofke duyduklarim, yorumlarim, bazen de edebi calismalarim olusturacak. 2002′den beri hikaye ya da elestiri yazamiyorum ama bu blog sayesinde belki yeniden yazmayi aliskanlik haline getirebilirim.
Blog basligimi gecen gun elime gecen Charles Bukowski kitabinda (The Last Night of the Earth Poems) okudugum bir yazidan ayni olarak aldim. “Air and light and time and space” bana cok sey ifade ediyor. Birincisi C.B’nin her kosulda kisiyi yaratmaya davet etmesi bu blogu olusturma motivasyonumu tetikledigi icin, ikincisi de basligi olusturan her kelimenin onem verdigim kelimeler olmasi. Tek tek degil ikili kelime obegi olarak dusundugumuzde de Hava ve Isik – Zaman ve Mekan anlamini yitirmiyor. Ayrica tum kelimelerin AND ile birlestirilmesi, hepsinin birbirinden bagimsiz ve yine birbiriyle kurdugu iliski dahilinde daha gercek oldugunu vurguluyor. C.B. bende ozel bir yeri olan, ilham veren bir yazar degil aslinda. Ama blogumu hayata geciren ve isim veren asagidaki metinden bir kisma bakalim; etkilenmemek mumkun mu?
“
……
no baby, if you’re going to create
you’re going to create whether you work
16 hours a day in a coal mine
or
you’re going to create in a small room with 3 children
while you’re on
welfare,
you’re going to create with part of your mind and your body blown
away,
you’re going to create blind
crippled
demented,
you’re going to create with a cat crawling up your
back while
the whole city trembles in earthquake, bombardment,
flood and fire.
baby, air and light and time and space
have nothing to do with it
and don’t create anything
except maybe a longer life to find
new excuses
for. “
- Horsens
A.L.
Yorum Yapın
Yorumlar (1)
Yorumlar (1)